MossZone da Ara

Salı, Mayıs 29

Eroin Bağımlılığı

Bağımlılık tedavisi için kullanılacak etken maddelerden bazıları buprenorfin ve metadon'dur.

  • Kısmı agonist özelliğinden dolayı, buprenorfin, yüksek dozda opiyat agonisti verilen bireylerde bırakma esnasındaki istenmeyen etkilerin azalmasını sağlar.
  • Metadon kullanan hastalar buprenorfin kullanmaya başlamadan önce dozlarını en az günde 30mg'a kadar düşürmelidirler.
Buprenorfin'in metadon'dan başlıca farkları:
  • Dilaltı formunda olduğu ve çözülmesi zaman aldığı için, ilaç uygulanması esnasında takip süreci daha zorludur.
  • Yanlış kullanım şansı göreceli olarak daha yüksektir; tabletlerin kırılması veya enjeksiyon uygulaması gibi...
  • Yüksek doz alımında metadon'dan daha güvenilir olabilir.
Buprenorfin'i metadon'un yerine seçme kriteri şunlar olmalıdır:
  • Az bağımlılık gösteren, daha genç bireyler
  • Geçmişte metadon tedavisinden zorluk çekmiş, metadon detoksifikasyonu ihtiyacı duyan hastalar
  • Bazı nedenlerden dolayı metadon tedavisine başlamak istemeyenler.

Pazartesi, Şubat 27

Şizofreni


  • Şizofreni tipik olarak ergenliğin sonunda veya olgunlaşma yıllarının başlarında kendini gösterir.
  • Hastalık genel olarak pozitif ve negatif semptomlar olarak açıklanır
    • Pozitif Semptomlar = Delüzyonlar, halüsinasyonlar, düşünce bozuklukları ...
    • Negatif Semptomlar = Körelmiş veya baskılanmış duygular, konuşma yoksunluğu ve motivasyon eksikliği
  • Şizofreni için güvenilir biyolojik işaretler yoktur, çalışmalar genetik ve nörobiyolojinin önemli katkısal faktörler olduğunu desteklemektedir.
  • Şizofreni tedavisinde kullanılan antipsikotikler tipik ve atipik olarak ikiye ayrılır:
  • Tipik antipsikotikler dopamin D2 reseptörlerinin çalışmasını engelleyerek etki gösterir. İlacın kullanımı ile parkinsonizm tarznda titreme benzeri yan etkiler görülebilir. Bu sebepten ötürü antimuskarinik ilaçlar kullanılabilir. Huzursuz bacak sendromu, kaslarda sürekli hareket halinden ötürü oturamama, yerinde duramama, yüz-dudak ve çenede kalıcı hareket bozuklukları oluşması tedavinin başlangıcından sonraki birkaç hafta içerisinde görülebilir, fakat antimuskariniklere cevap vermez.
  • Dopaminin prolaktin ihhibe edici etkisinden ötürü, dopamin blokajı ile hiperprolaktinemiye sebep olabilir. Sonrasında bu durum, jinekomasti, galaktore ve amenoreye sebep olabilir.
  • Tipik antipsikotiklerin kontrendike olduğu durumlar: Kardiyovasküler ve serebrovasküler rahatsızlıklar, parkinsonizm, epilepsi, hamilelik, emzirme, böbrek ve karaciğer harabiyeti, prostatizm, glukomdur. Diğer hipotansif ve sedatiflerin etkilerini arttırır.
  • Atipik antipsikotikler tedavide tipik antipskotiklere göre daha iyi tolere edilirler fakat aynı zamanda daha pahalıdırlar. Halen ilk sırada mı kullanılacakları yoksa tipik antipsikotiklerin etki etmediği veya hasta tarafından tolere edilmedikleri durumlar için hazırda mı değerlendirilmeleri gerektiği yönünde bir fikir birliği bulunmamaktadır.
  • Bu gruptan klozapin'in potansiyel olarak ölümcül agranülositoz ile ilişkilendirilmesinden ötürü sadece diğer antipsikotiklere cevap vermeyen durumlarda kullanılması gerektiği belirtilmiştir. 
  • Şizofreni hastalarının uygun farmakolojik tedavi gördüğünden emin olunmalıdır. Bu hastalardaki ana problem tedavi uyumudur. Hem tipik, hem de atipik antipsikotiklerin depo formları mevcuttur. 1-4 haftalık periyotlar içerisinde kas içerisine enjekte edilerek zayıf uyum gösteren hastalarda büyük avantaj sağlayabilir.
  • Genel olarak hastaların 1/3'ünün tam olarak iyileştiği, 1/3'ünün gelişme gösterdiği fakat tamamiyle iyileşmediği, 1/3'ünün ise hasta kaldığı varsayılır. Şizofreni hastalığında bayanlar erkeklere göre daha yüksek iyileşme oranları gösterirler. Hastalığın akut ve ani ortaya çıkması daha yüksek iyileşme oranları ile ilişkilendirilirken, yavaş olarak artarak ortaya çıkması iyileşme ihtimalinin daha düşük olacağını düşündürür.
  • Şizofreni teşhisi konulan hastaların başka sağlık sorunları yaşamaları yüksek ihtimaldir. Madde bağımlılığı görülme sıklığı %40 civarında olup depresyon ve anksiyete bozuklukları en sık eşlik eden hastalıklardır. 

Perşembe, Şubat 23

Alzheimer


  • Patolojik süreç frontal ve temporopareital kortekste sinirsel kayıp veya atrofiyle seyreden inflamatuvar yanıt ve amiloid plakların oluşumunu içerir.
  • Tipik biyokimyasal işaretler yoktur. Öncü klinik teşhisi karakteristik nörolojik özelliklere dayandırılır. 
  • Hastalığın ölçümü için en fazla 30 puanın toplanabildiği MMSE (Mini Mental State Examination) kriteri ile belirlenir.
    • 21-26 = Hafif Alzheimer
    • 10-26 = İleri Alzheimer
    • 10 altı = Uygun bir uzman ekibin değerlendirimi
  • İleri alzheimer'da  kullanılması önerilen etken maddeler donepezil HCl (Aricept Evess 10mg çözünür tablet, Pfizer), galantamin HCl (Reminyl 24 mg Uzat.Salımlı Kapsül, Janssen - Cilag), rivastigmin tartarat (Exelon 6mg kapsül, Novartis)'tır.
  • Memantin HCl (Ebixa 10mg film tbl, Lundbeck) hastalığın daha yoğun safhalarında kullanılırdı fakat NHS tarafından geri çekildi.
  • Alzheimer hastalarında bazı atipik psikotiklerin felç oluşturma ve trisiklik antidepresanların konfüzyonu arttırma riskleri göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Yeni nesil antidepresanlar bunamadaki depresyonun tedavisinde ilk sıra tercihtirler. SSRI (seratonin geri alım inhibitörleri) yaşlılarda daha iyi tolere edilir.
  • İlaç tedavisi uygulanan hastalarda 6 aylık periyotlarda  MMSE (Mini Mental State Examination) puanlaması yapılmalı ve hasta değerlendirilmelidir.
  • Bu tip hastalarda, bireyin aktif bir hayata teşviki, ilginç ve stimüle edici günlük aktivitelerde bulunması desteklenmelidir.

Çarşamba, Şubat 22

Hiperoreksi (Bulumi)


  • Nöbetler halinde ve gizleyerek büyük miktarda besini kısa sürede kontrolsüz bir hızda yeme, ardından kilo almayı engellemek için kendi kendini kusturma, laksatif ve diüretik kullanma, oruç tutma ve aşırı egzersiz yapma ile karakterize kronik bir hastalık; suçluluk duygusu, depresyon veya kendinden tiksinme diğer belirtileri oluşturur.
  • Bu hastalar için kullanılan fluoksetin'in (Depreks, Prozac) 60 mg'lık dozu, depresyon için kullanılandan daha yüksektir. Bu ilaçlar selektif olarak seretonin'in geri alımını inhibe ederek, terapötik etkiyi oluşturan nöronal adaptif sürece öncülük eder.
  • Hastanın yaşayacağı yan etkiler ve dozun ayarlanması (ilaca başlama ve ilacı bırakma esnasında) gibi konular göz önünde bulundurulmalıdır. Bu hastalarla konuşurken teknik olmayan bir kullanılmalıdır. Bu tip hastalar genellikle bayan olduğu için bazı durumlarda aynı cinsiyetten bir sağlık profesyonelinin ilgilenmesini tercih ederler.

Uykusuzluk


  • Kişiye göre değişkenlik gösterse de en az bir ay boyunca haftada en az 3 kez yaşanan rahatsızlık tanı koymak için yeterlidir.
  • Depresyon, fazla miktarda alkol, kafein kullanımı, stres, acı, bipolar bozukluk (manik safhası), sık idrara çıkma ve buna sebep olabilecek diyabet, böbrek rah., prostat büyümesi, hormonal düzensizlikler, diüretik kullanımı gibi durumlar uykusuzluğun olası sebepleridir.
  • Bu endikasyon için kullanılan diazepam etken maddesi benzodiazepin grubuna dahildir. Oral yoldan absorbsiyonu kas içersine uygulanmasına göre daha güvenilirdir. Bu durum kas içerisindeki çökelmeden kaynaklanabilir. Ayrıca oral yoldan alındıktan sonra enterohepatik siklüse giren diazepam 4-6 saat sonra ikinci kez plazmada zirve konsantrasyonuna ulaşır. Karaciğerde okside olarak yarılanma ömrü 100 saat civarında olan nordiazepam aktif metabolitini oluşturur.
  • Benzodiazepinler; anksiyete yönetimi, uykusuzluk, epilepsi, spor sakatlıkları, cerrahi müdahale öncesi hazırlık gibi geniş bir alanda kullanılabilir.
  • Benzodiazepinler GABA-A (Gamma-aminobutirik asit) reseptöründe bağlanma bölgesine sahiptirler ve kanallardan daha fazla klor akışına sebep olarak daha az depolarizasyonu, yani nöronal inhibisyonu oluştururlar. Bu sebeple GABAerjik ilaçların hepsi sedasyon oluşturur.

Perşembe, Şubat 16

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH)


  • Bu tip hastalardaki oksijen çözünürlüğü ve arteriyal gazların oranı, aralıkları
    • Oksijen çöz .. %92-95 in üstünde olmalıdır. (Bu hastalarda hipoksi sonucu daha düşüktür.)
    • ph .. 7.3-7.5 ( Hastalarda CO2 fazlalığından dolayı asidik, yani düşüktür.)
    • PCO2 .. 4.0-6.7 kPa (Hastalarda hipoventilasyon sonucu yüksektir)
    • PO2 ... 11-13 kPa (KOAH hastalarında düşüktür.)
  • KOAH'ta astımdan farklı olarak,
    • Hemen tüm olgular sigara bağlantılıdır
    • 35 yaşın altında nadir görülür
    • Nefessizlik kalıcı ve ilerleyicidir
    • Astımdaki gibi nefessizlik ile gece uyanmaları yaygın değildir
    • Astımdaki gibi semptomlarda gün içinde veya günden güne farklılıklar oluşması yaygın değildir.
  • Özellikle osteoporozu olan hastalarda kortikosteroidlerin kullanımında kemik koruyucu ve osteoporez önleyici kullanımı da göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Teofilin ler (Talotren) prednizolon larla (Prednol) birlikte kullanıldığında düşük serum potasyum seviyeleri riski meydana gelir.
  • Aynı zamanda kalp krizi riski olan hastalarda varfarin in (Coumadin) prednizolon larla (Prednol) birlikte kullanılması durumunda antikoagülan etkide beklenmedik değişmeler oluşabilir. 
  • Diklofenak ile (Dicloflam) varfarin (Coumadin) veya Aspirin in birlikte kullanılması yüksek kanama riskini beraberinde getirir. 
  • Oksijen çözünürlüğü düşük olan hastalarda "uzun süreli oksijen terapisi" başlanmalıdır. Oksijen desteği çözünürlük %40 düzeylerinde iken başlanır ve 93-94 seviyelerine kadar yükseltilir.
  • KOAH hastalarında hedef,
    • Alevlenme sıklığını azaltarak, kötüleşmesini engelleyip iyileşmesine çabalamak..
    • Günlük tedavi hedeflerini gerçekleştirerek, semptom iyileşmelerini maksimize etmek.
    • İhtiyaç durumunda hızlı tedavi uygulamak, alevlenmeler için plan oluşturmak
  • FEV (zorlu ekspiratuvar volüm) KOAH hastalarında teşhis açısından güvenilirdir. Beklenenin %80'inden düşük olması havayolu obstrüksiyonunu düşündürür. %30'dan düşük olması ciddi bir engellemenin olduğunu gösterir.
  • İnhale kortikosteroidler FEV değerinin beklenenin %50 ve altı olduktan sonra uygulanmaya başlanmalıdır. Oral kortikosteroidler ise sadece ileri derecede KOAH olan veya hastaneye KOAH alevlenmesiyle başvuran hastalarda kullanılmalıdır.
  • KOAH hastalarında bağımlı tedaviden dolayı anksiyete gelişebilir. Aynı zamanda KOAH hastalarında iskemik kalp hastalığı, pnömoni ve diyabet gelişimi daha yüksek ihtimaldir. Bu yüzden hastalığa bütünsel yaklaşılmalı ve tedavide ahenk sağlanmalıdır.
  • Komplikasyon gelişen hastalarda bazı laboratuvar değerleri
    • WBC (White Blood Cells) = Enfeksiyondan ötürü yükselebilir
    • Hb = Aspirin in yan etkisi olarak azalabilir.
    • Nötrofiller = Enfeksiyonda yükselebilir
    • GGT = (Gamma Glutamil Transpeptidase) = Kalp yetmezliğinden ötürü gelişen karaciğer ve safra hastalıklarında
    • CRP = (C-Reaktif Protein) = Enfeksiyonda yükselir. Diğer taraftan koroner kalp hastalığı habercisidir.
  • Tiotropium bromür (antimuskarinik inhalant, Spiriva inh.) İpratropium bromür'e göre (antimuskarinik inh, Atrovent/Combivent inh.) günde 1 kez kullanımının yeterli olması ve klinik etkinliğinin daha yüksek olması, uzun etkili B2 agonistlere ihtiyacı azaltması bakımından daha üstündür.
  • KOAH hastalarında aşılama önemlidir, pnömoni ve grip için koruyucu önlemler alınmalıdır.

Perşembe, Şubat 9

Astım


  • Astım kronik enflamasyona bağlı olarak gelişir.
  • Bronkodilatör verildiğinde PEF (peak expiratory flow) değerindeki %15 ve üzeri artış, önemli astım göstergesidir.
  • Steroidal olmayan anti-enflamatuvar ilaçlar astım hastalarının %5'inde atak oluşumunu tetikler.
  • Propranolol (Dideral) gibi beta-blokörlerin hastalarda bronkokonstrüksiyon oluşturduğu yönünde kanıtlar vardır.
  • Beta 2 agonistler uzun ve kısa etkili olarak piyasadadır. Kısa etkili olanlar akut durumların idamesinde, uzun etkili olanlar ise orta ve yoğun şiddette astım hastalarının tedavisinde kortikosteroidlerle (Flixotide, Pulmicort, İnflacort inh.) kombine halinde kullanılır.
    • Kısa etkili beta-2 agonistler :

      Salbutamol (Ventolin inh.)

      Salbutamol sülfat (Combivent inh.)

      Terbutalin sülfat (Bricanyl Turbuhaler inh.)
    • Uzun etkili beta-2 agonistler :

      Formoterol fumarat (Foradil, Ventofor, Symbicort inh.)

      Salmeterol ksinofoat (Seretide inh.)
  • Beta-2 agonistlerin taşikardi, yorgunluk, hipertansiyon, aritmi, düşük potasyum düzeyleri gibi başlıca kalp üzerine yan etkileri mevcuttur.
  • İnhale ilaçlarda 2 puf kullanılacaksa yarım dakika ara ile uygulanmalıdır.
  • Taşikardi, nabzın 100'ün üstünde olması durumudur ve astım hastalarında kullanılan beta2 agonistlerin yan etkisi olarak görülebilir.
  • Astım hastalarında aranacak normal kan (gaz) değerleri,
    • Oksijen çözünürlüğü %95'in üstünde
    • ph 7.3 ile 7.5 arasında
  • Astım hastalarının kontrol periyodu en az 3 ayda bir, stabil hastalarda yılda bir olacak şekilde planlanmalıdır.
  • Astım hastalarının tedavisine, ihtiyaç durumunda kullanılan kısa etkili beta2 agonistlere ek olarak hastalığın şiddeti arttıkça sırasıyla; düzenli standart doz kortikosteroid, düzenli uzun etkili beta2 agonist, oral yolla lökotrien reseptör antagonisti veya oral MR teofilin veya oral beta2 agonist, yüksek doz inhale kortikosteroid, düzenli kortikosteroid tablet eklenebilir.
  • Zayıf inhaler tekniği ve  astım tedavisindeki en büyük sorunlardan biri olduğu için eczacının bu hastalıktaki eğitici rolü büyüktür.
  • Nabzın 110'ün üstünde olması, nefes alma sıklığının 25/dakika'dan fazla olması, cümleleri bir nefesle tamamlayamamak, PEFR'nin beklenenin %30'u ile 50'si arasında olması yoğun akut astım atağının göstergeleridir.
  • Akut astımda magnezyum sülfatın 1.2-2.0 g'lık dozunun 20 dk sürecinde uygulanması bronkodilatör etkisinden dolayı tavsiye edilir. Tekrarlanan dozları tavsiye edilmez. Hipermagnezemi ve akciğer depresyonuna sebep olabilir.
  • Aspirin aracılı astımın, aspirinin sindiriminden 30 dakika sonrasından 3 saate kadar görülebildiği ve COX-1'in inhibisyon mekanizması üzerinden etki ettiği üzere diğer steroidal olmayan antienflamatuvar ilaçlarla çapraz duyarlılık sonucu gelişebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Hastalar bu ilaçların hangileri olduğu konusunda bilgilendirilmelidir.
  • Omaluzimab (Xolair) inatçı astımda kullanılan anti-IgE monoklonal bir antikordur. 15 günde veya ayda bir subkutan enjeksiyon ile verilir. Uzman doktorlarca şu şartlarda uygulanabilir:
    • Bir aeroallerjene karşı pozitif cilt testi
    • FEV1'in %80'in altında olması
    • Birden çok gündüz veya gece semptomları
    • Sık raporlanmış alevlenmeler
    • Yüksek doz inhale kortikosteroidler ve uzun etkili inhale B2 agonistler ile standart terapi alıyor olması
  • Omalizumab sadece astımın IgE aracılı olduğu durumlarda kullanılmalıdır. Astımını kontrol etmek için günlük prednizolona ihtiyaç duyan hastalarda cevap vermediği rapor edilmiştir. Hastalar Xolair'e başlamadan bu detaylar açısından değerlendirilmelidir.
  • Astımda göz önünde bulundurulabilecek tedavi alternatifleri:
    • Lökotrien reseptör antagonistleri (montelukast = Onceair, Luxat)
    • Metotreksat (immünsüpresan)
    • Siklosporin (immunsüpresan)
    • Oral altın (Antienflamatuvar, Antiromatizmal)
    • Subkutan terbutalin infüzyonu (Selektif B2-agonisti, süspansiyon formu Bricanyl)

Çarşamba, Şubat 8

Miyokard Enfarktüsü


  • Akut akciğer ödemi de gelişebilir.
  • Çekilen EKG'lerde ST yükselimi görülür. İnatçı yükselimlerde 12 saat içerisinde reteplaz (Rapilysin IV Flakon) 10 ünite uygulanabilir.
  • Troponin T ve I kalp kası hücrelerinde bulunur ve kardiyak hasarın spesifik işaretçileridir. Kalp krizinden 3-4 saat sonra kanda görülmeye başlar ve tedavinin seyri açısından bir indikatördür.
  • Kreatinin kinaz MB (CK-MB), kalp kas hasarı için spesifik bir enzimdir. Akut kalp olaylarından 4 saat sonra yükselir ve 24 saat içerisinde maksimuma ulaşır. 3-4 gün süreyle yüksek durumda kalacaktır. Fakat kişisel serum seviyesi düşüklüğü ve belirgin iskelet kası hasarı olan hastalarda doğruluğu azalır.
  • Reteplaz (Rapilysin IV Flakon)'un 2. 10 ünite bolusundan sonra heparinin (Nevparin), saatte 1000 ünite olacak şekilde infüzyonuna başlanır. En az 24 saat, tercihen 48-72 saat sürdürülür. Kısmi tromboplastin zamanı değerlerinin, normalinin 1.5-2 katı olması amaçlanır.
  • Beta-blokerlerin kalp krizi sonrası ölüm oranlarını %23 oranında düşürdüğü yönde çalışmalar vardır. Bu yönde kullanılacak olan atenolol, bisoprolol ve metoprolol uygun ajanlardır.
  • Atenolol (Tensinor, Tenoretic) günde 100 mg olacak şekilde, 1 veya 2 dozda
  • Bisoprolol (Concor) günde 10 mg olacak şekilde... Maksimum 20 mg alınabilir ve başlangıç dozu 2.5-5 mg dır
  • Metoprolol (Beloc Zok) günde 50 veya 100 mg olacak şekilde, 2 veya 3 dozda
  • Miyokard enfarktüsü sonrasında tüm hastalarda ACE inhibitörü kullanılması gerekir. Ramipril (Delix) uygun ajandır. Hastanede enfarktüsten 3-10 gün sonra günde 2 kez 2.5 mg olacak şekilde başlanır. Sonra günde 2 kez 5 mg a yükseltilir.
  • Koruma amaçlı günde 75 mg aspirin kullanılır.
  • Diyabetli hastalarda beta-blokerlerin kullanımı problemdir, hipogliseminin işaretlerini maskeler. Fayda-risk oranı değerlendirilir. Alternatif diltiazem (Diltizem) gibi bir kalsiyum kanal blokörüdür.
  • Ekstradan kolesterol düşürücü ilaç tedavisi alan hastalarda değerlendirme periyodu 6-12 haftadır.
  • Kolesterol için simvastatin (Zocor, Zovatin) kullanan hastalarda miyopati, kas ağrısı, güçsüzlük görülebilir.
  • Aynı zamanda eritromisin içeren antibiyotiklerle simvastatin serum seviyesi yükselir ve bu simvastatin in bahsedilen yan etkilerinde şiddetlenme yaparak ciddi bir etkileşme sorununu ortaya çıkarır.

Perşembe, Temmuz 21

Kalıtsal Alzheimer Hastalığı Belirtiler Başlamadan 20 Yıl Önce Tespit Edilebilir

Yeni çalışmaya göre Alzheimer hastalığının genetik formları, hafıza ve düşünme ile ilgili problemleri gelişmeden 20 yıl öncesine kadar tespit edilebilir.

Araştırma yazarları bunama semptomları ortaya çıktığında hastalık beyine büyük ölçüde zarar vermiş durumda olduğuna ve hastanın mental kabiliyetlerini ve hafızasını eski haline getirmenin neredeyse imkansız hale geldiğine dikkat çekiyor. Bu bakımdan buluşun önemi büyük.

"Dominantly Inherited Alzheimer's Network" (DIAN) araştırmacıları 3 genden birisinde, amiloid prekürsör proteini, presenilin 1 ve presenilin 2, mutasyon olan ailelerin üyelerini izledi. Araştırma bu mutasyonlara uğramış bireylerde 30'lu ve 50'li yaşlarda Alzheimer hastalığının erken gelişeceğini gösteriyor.

Çalışmanın sonuçları, bunamadan yıllar önce spinal sıvıdaki belirgin değişikliklerin tespit edilebildiğini destekleyen önceki çalışmayı onaylayıp daha geniş bir boyuta taşır nitelikte.

"Bizim popülasyonumuzda gözlemlediklerimize göre beyin kimyası değişimleri, belirtilerin ortaya çıkmasının beklendiği yaşlardan 20 yıl öncesin kadar olan bir zamanda tespit edilebiliniyor. Bu Alzheimer bağlantılı değişiklikler, hastalığın genetik formunu geçiren hastalarda önleme çalışmaları için spesifik olarak hedeflenebilir." (Dr.Randal Bateman, Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi)

Diğer taraftan araştırmacılar DIAN katılımcıları için Alzheimer'ın önlenmesi çalışmalarının klinik denemelerinin bazı riskler taşıdığını ekledi.

"Yeni tedavilerin riskleri olabilir, bu bakımdan semptomlar bakımından öncelikli olan hastaları ele almadan önce kimde Alzheimer bunaması baş göstereceğine dair sağlam sonuçlara sahip olduğumuzdan emin olmamız gerekir. Katılımcılarda bunama belirtilerini geciktirebilir veya önleyebilirsek mükemmel bir başarı hikayesi olur ve hastalığın seyrek görülen formunu tedavi etmek için gösterdiğimiz çabalarda yardımcı olur." (Dr. John C.Morris, DIAN Başkanı)

Çalışmanın sunumu Çarşamba günü Paris'teki Uluslararası Alzheimer Birliği Konferansı'nda yapılacak. 

Araştırma bir tıp toplantısında sunulduğu için veriler ve sonuçlar dikkatlice gözden geçirilmiş bir dergide yayınlanana kadar bir ön sunuş olarak görülmeli.



Çarşamba, Temmuz 20

Kişiye Özel İlaç Sürecini Tanımlayıcıların Eksiliği Yavaşlatıyor

İnsan Genom Projesi'nin büyük şeyler müjdelediği 10 yıl içerisinde biyoişaret validasyonunun gelişi ve kısmen de kişiye özel ilaç üretimi beklenenden yavaş kaldı. Fakat Tufts Center, İlaç Gelişim Çalışmaları'na göre ilerlemeyi sınırlayan diğer bir pürüz var - işe yarayan klinik tanımlıyıcıların eksikliği.

Mesele, ödeme yapan üçüncü şahısların belirgin testlerin klinik olarak faydalı olduğu hakkında şüpheli olması. Tufts'un raporuna göre farmakogenomik uzmanlar önümüzdeki 5 yıl içerisinde piyasada olan ilaçların eş tanımlanmasının* tasarım sonrasi gelişiminde sadece orta düzeyde bir ilerleme bekliyorlar.

* = kişisel ilaç kavramının temelini oluşturan, bir ilacın kişide en etkin doz uygulamasını ve miktarını bulmaya yarayan farmakogenetik çalışma.

FDA onaylı eş tanımlayıcılar listesi oldukça kısa. Şu an piyasada olan ilaçların sadece yüzde 1'i için eş tanımlama söz konusu ve bunlar çoğunlukla Gleevec, Tarceva, Iressa, Camptosar, Erbitux ve Herceptin gibi kanser tedavisi ürünleri. Şu an piyasada olan ilaçların etiketlerinin ise sadece yüzde 10'unda farmakogenomik bilgilendirme var.

Diğer taraftan ödeyiciler testlerin masraflarını karşılamayı reddediyor veya sınırlandırıyorlar. Bazıları kişisel ilacın reçete edilmesinden önce tanılama etikette yer alıyor olsa bile testin yürütüldüğü yönünde kanıt istiyor; bazısı ise yüksek masraf payı, öncelikli yetkilendirme ve kişisel uygulanan ilaç miktarında sınırlandırma konularında baskı yapıyor. Verilen örnekler Gleevec, Iressa ve Tarceva ilaçlarından alınma.

Değerlendirilen 8 ilaçtan geliştiriciler ve ödeyicilere en çok engel oluşturan ilaç AstraZeneca'nın Iressa'sı, devamında ise Tarceva, Erbitux ve Camptosar geliyor. Ödeyiciler ve geliştiriciler tarafından dile getirilen en büyük iki sorun ise tamamlayıcı teşhislerin etkinliğinin kanıtlamasındaki yetersizlik ve bu işlemin maliyeti. Hastalar aynı zamanda sigortaların tanımlama testlerini kapsamasındaki yetersizliğe de dikkat çekiyor.


kaynak: Tufts Center for the Study of Drug Development

Salı, Temmuz 19

Biliminsanları Antibiyotiklere Alternatif Arıyor

Çocuklardaki yanık enfeksiyonları ile hastalığa sebep olan bakterileri yok eden virüslerle savaşan çığır açıcı yöntem, yeni fonlarla desteklenmeye başladı.

Proje sayesinde antibiyotikler veya sentetik antimikrobiyaller kullanmadan antibiyotiklere direnç kazanmış mikroorganizmaları önleyip, oluşturdukları enfeksiyonları tedavi edecek sargı araçları geliştirilmesi umuluyor.

Proje şimdilerde "Engineering and Physical Sciences Research Council"den prototip bir sargı aracı geliştirmeleri için 620.000 avroluk bir bağış aldı.

Enfeksiyonlar için yapılan güncel tedaviler kimyasal antibiyotikler içermekte, fakat bu gibi ilaçlara bakterilerin hızlı şekilde direnç geliştirdiği biliniyor.

"Çocuklar için cephanemizde enfekte olmuş yaralarda kullanılacak birçok ilaç mevcut. Fakat son yıllarda direnç nedeniyle etkili olmayan antibiyotik sayısında belirgin bir artış var. Bazı enfeksiyonlarda hiçbir antibiyotik etkili olamadığına da şahit olacağız. Bu çok ciddi bir durum ve halizhazırda bizim enfeksiyonları tedavi şeklimizde büyük bir inovasyona ihtiyaç duyuluyor. Cevabın, enfeksiyonu tedavide bakteri öldüren virüslerin kullanıldığı yeni bir radikal yolda yattığına inanıyoruz." (Proje lideri Dr.Toby Jenkins)

Bakteriyofajların güvenli ve etkin olduğu AmpliPhi'nin altkuruluşu olan Biocontrol Ltd. tarafından kronik kulak enfeksiyonlu hastalardaki klinik denemede kanıtlanmıştı

"Bu fajlar doğal şekilde oluşmakta ve sadece bakterinin hedeflenen bölümleriyle etkileşmesi bakımından güvenilir. Konakçıya giriyorlar, çoğalıyorlar, hücreyi patlatıp dışarı çıkarak sonraki bakteriye saldırıyorlar. Enfeksiyona sebep olan bakterilerin hepsi ortadan kalktıktan sonra fajlar direkt olarak ölüyor. Şirketimiz birkaç proje kapsamında güvenli ve etkin tedaviler üretme hedefiyle antibiyotiklere dirençli bakterileri hedef alıyor." (AmpliPhi Araştırma Direktörü Prof.Mark Enright)

Dr.Jenkins fajları yanıklara,  fajları kapsayıp stabilize etmede kullanılan nanokapsüller ile sarılmış gelişmiş sargı sistemleri ile sunmayı amaçlıyor :

"Bu, yanık bölgesini ve tedaviyi görüntüleyen ileri teknoloji sargı sistemleri geliştirme projesinin bir parçası. Esasen biz yaraya sadece enfekte olduğunda salınacak, bakteriyi temizleyip tedavisini mümkün kılacak şekilde faj kokteyli salacak bir prototip sargı modeli tasarlamak istiyoruz. Sargı, aynı zamanda enfeksiyonun çok erken safhalarında renk değiştirerek indikatör görevi görecek."

EPSRC'nin fon desteği takıma projenin bitiminde klinik denemelere başlamaları amacıyla prototip sargı sistemini geliştirmelerine, mikrobiyal analizleri yapmalarına ve ön klinik denemelere başlamalarına izin verecek.

Cuma, Temmuz 15

Telomerler : İki Gen Kanser Hücrelerinde Uzamaları ile İlişkilendirildi

Johns Hopkins Üniversitesi'ndeki biliminsanları bazı kanserlerdeki en az anlaşılan durum olan, hücresel DNA'ların "end cap"leri dediğimiz telomerlerin neden kısalmak yerine uzadığı hakkında önemli deliller elde ettiler.

Science Express'te 30 Haziran'da online olarak yayımlanan makalede araştırmacılar hasarlı olduğu zamanlarda telomer uzamasına sebep olan iki geni tanımladıklarını söylediler.

Telomerler normal hücrelerde her bölünme sonucu kısalan, "tekrarlayan DNA kısımları" içerirler. Telomerler olmadan hücrede bölüm-aracılı kısalma sonucu hücre fonksiyonlarını etkileyecek şekilde genler kesilip atılabilir. Kanser hücreleri hızlı bir şekilde bölünmeye meyillidir ve telomerlerinin stabilitesini sağlamak için telomeraz adlı enzimden yüksek miktarda kullanır. Diğer taraftan bazı kanser hücrelerinin telomer uzunluklarını telomeraz enziminin yardımı olmadan da sağladıkları bilinmekte.

"Telomerlerin alternatif uzaması" olarak adlandırıdıkları, telomeraz enzimi artışı olmadan kanser hücrelerinin telomerlerinin devamını sağladıklar olgu biliminsanları için merak konusuydu. "Telomerlerin alternatif uzamasından sorumlu genleri bulmak süreci anlamanın ilk bölümü ve yeni ilaç tedavileri geliştirmek açısından fırsatlar oluşturacak nitelikte." (Dr.Nickolas Papadopoulos, Johns Hopkins Kimmel Kanser Merkezi'nde Doçent)

Süreçle ilişkilendirilen genlerle ilgili ilk ipuçları Papadopulos tarafından pankreatik nöroendokrin tümerleri üzerinde yürütülen çalışmada elde edildi. Bu tümörlerdeki en sık rastlanan gen kombinasyonları, ATRX ve DAXX içeren genlerde görüldü. Bu genler vasıtasıyla üretilen proteinlerin, DNA'nın belirgin bölümleri ile etkileşerek kimyasal harflerinin nasıl okunduğunu değiştirme potansiyeline sahip olduğu gözlendi. "ATRX ve DAXX ayrıca telomer bölgesindeki benzer fonksiyonlar için de ilişkilendirildi." (Alan Meeker, Johns Hopkins Üniversitesi'nde, Ph.D., Doçent)

İpucunu takip eden Meeker ve meslektaşları bu iki gene ve telomer uzamasındaki rollerine yakından baktılar. Genom haritası oluşturma projesinde 41 hastadan elde edilen pankreatik nöroendokrin tümörü örneği ile çalışan araştırmacılar bu örneklerin 25'inde "telomerlerin alternatif uzaması"nın karakteristik izlerini gördüler. Bu örneklerde büyük miktarlarda "telomer DNA'sı birikimi" gözlenen telomerlere spesifik olarak floresan boyası hedeflendi ve her floresan bölgesinin normal hücrelerden 100 kat fazla telomer DNA'sı tuttuğu görüldü.

Alternatif telomer uzaması gösteren 25 örneğin 19'unda hem ATRX hem de DAXX mutasyonları gözlemlendi. Mutasyonların gözlenmediği 6 örnekte ise tümör hücrelerinin bu iki geni okumadığı görüldü. Telomer uzaması görülmeyen 16 örnekte mutasyonlar gözlenmedi ve yeterli miktarda ATRX ve DAXX ekspresyonu vardı.

"ATRX ve DAXX'deki anomaliler ile alternatif telomer uzaması arasında %100 korelasyon gözlemledik" (Meeker)


Aynı ekip tarafından 439 tümör örneği daha incelendiğinde ATRX mutasyonları, pediyatrik ve erişkin gliblastoma örneklerini içeren birkaç beyin kanserin çeşidinde bulundu. Bu mutasyona sahip 8 gliblastoma örneğini ele alan araştırmacılar örneklerin tümünde,  alternatif uzamanın göstergesi olan telomerlerin karakteristik parlak ışığını ve ATRX okumasındaki noksanlığı gözlemlediler.

Johns Hopkins takımının henüz kanserde genlerin uzatma işlemini nasıl gerçekleştirdiğine dair bir açıklamaları yok. Meeker, mutasyonların telomer DNA'sının paketlenme şeklini değiştirdiğini ve bu bölgeleri tutarsızlığa sürüklediğini tahmin ediyor.

"Eğer korelasyon tutarlılık gösterirse, alternatif telomer uzaması ve ATRX/DAXX mutasyonlarını hastalığın teşhisinde ve bu genleri hedef alan tedavilerin geliştirilmesinde kullabiliriz."



Perşembe, Temmuz 14

Jenerik Haplar Orjinal Haplar Gibi Gözükmeli mi ?

Çok seneler öncesinde jenerik hapların orjinal haplardan farklı bir renk ve şekle sahip olmasını sağlamak için birkaç yaygın sebep vardı. Orjinal ilaç üreticisine patent koruma hakkı verilmesinin yanında, rüşvet alan eczacıların sahte ve orjinaline benzer ilaçları hastaların dikkatinden kaçacak şekilde dağıtacağı yönünde endişeler söz konusuydu.

Bu endişeler acaba günümüzde geçerli mi? The New England Journal of Medicine'ın son sayısında Harvard Tıp Fakültesi'nden bir grup araştırmacı bu düşüncenin geri kalmış olduğu ve hatta toplum ilkelerine ters düştüğü yönünde bir tartışma yayınladılar. Onlar daha çok jenerik hapların orjinallerine mümkün olduğunca benzemesi gerektiğini düşünüyorlar.

Nedeni ise üç başlıkta toplanabilir: Reçeteleme hatası, tedavi uyumluluğu ve plasebo etkisi. Onların da gördüğü üzre, FDA tüzüğünün jenerikler için talep ettiği biyoeşdeğerlik protokollerinin başarısı, jenerik hapların orjinallerinden ayrı gözükmesi ihtiyacını büyük ölçüde baltaladı.


Aaron Kesselheim ve Jerry Greene tezlerini kuvvetlendirmek açısından, çoğu hastanın, özellikle yaşlılar, tedavi rejiminin bir parçası olarak özellikle bazı ilaçlara şartlanmış hale geldiği üzere jenerik ilaçların orjinallerini benzemesi durumunda hasta uyuncunun büyük ölçüde artacağını konu aldılar. "Pembe Nexium hapı örneğinde olduğu gibi belirgin bir hapın görünüşünü pekiştirmesi açısından tüketiciye bir pazarlama aracı olarak değerlendirilebilir."

"Herkes ilacının rengi değişti diye tedaviden kopan bir hasta ile karşılaşmıştır. Bunun sonuçları ciddi olabilir. Şu anki durum toplum sağlık yasasıyla yarım yüzyıl önce ilişkilendirilmiş fakat artık şimdilerde insanların hastalıklarını jenerik ilaçlarla yönetmeye çalışmasıyla uyuşmayan bir yaklaşımı yansıtıyor."

Buna herkes katılmıyor. Bob Lee, Eli Lilly'den bir patent avukatı, ise insanların jenerik ilaç aldığını bilmeye hakları olduğunu, değişik şekil ve rengin bunu açık hale getirdiğini fikrini savunmakta. "Bunu tartışmalarının gerçek nedeninde bir kandırmaca yatıyor."


Çarşamba, Temmuz 13

Gilead, AIDS Patent Havuzuna Atlayan İlk Firma Oldu



Gilead Science, AIDS ilaçları patent havuzundaki buzları kırdı. Fakir ülkelere tedavilerine ucuz yoldan erişmelerine izin verecek anlaşmada, şirket HIV tedavisindeki lider iki ürününü, Viread (tenofovir) ve Emtriva (emtrisitabin), paylaşacak.

İlaç Patent Havuzu'yla imzayı atan ilk firma olmasıyla, Gilead'ın HIV ilaçları üreticileri arasında ilaç erişimi anlaşmaları serisininin startını vermiş olması bekleniyor. Otoriteler bu anlaşmayı, Viread ve Emtriva gibi ilaçları başka şekilde asla karşılayamayacak olan ülkelere sunmanın yanında, şirketin bu ilaçları halen geliştirme safhası içersinde olarak ruhsatlaması bakımından toplum sağlığında bir kilometre taşı olarak kabul etmekte.

"Bu ulaşılabilirliği belirgin şekilde arttıracak." (MPP Yönetiminden Ellen't Hoen) "Gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar genellikle yeni sağlık teknolojilerine ulaşabilmek için yıllar boyu beklemek zorunda kalıyorlar. Bu anlaşma bu durumu değiştirdi."

Hoen aynı zamanda MPP'nin şimdilerde diğer altı patent sahibi ile görüşmeler halinde olduğunu, ViiV Healthcare, Bristol-Myers Squibb, Roche, Boehringer Ingelheim ve Sequoia Pharmaceuticals ile benzer anlaşmalar için çalıştığını söyledi. "Eğer diğer firmalar da gayret gösterirse, fakir ülkeler ilaç harcalamalarından yılda 1 milyar dolar tasarruf edecek. Bu bir seferlik bir olay değil. Tüm sektör değişim halinde ve takip edenler olacaktır."

kaynak: Reuters 


Salı, Temmuz 12

Uyarılara Rağmen Parkinson Hastalarına Antipsikotikler Reçete Edilmeye Devam Ediliyor


Yeni bir çalışmaya göre antipsikotik ilaçlar, altı yıl önce hastalığın semptomlarını kötüleştirebileceğine dair uyarının yayınlanmasına rağmen Amerika'daki parkinson hastalarının yarısından fazlasına reçete edilyor.

Amerika'daki 45.000 parkinson hastasında olduğu gibi çoğu parkinson hastasında, düşüncelerinin gerçeklikten kopması anlamına gelen, psikoz gelişebiliyor. Parkinson hastalığı aynı zamanda, antipsikotik ilaçlar ile alevlenebilen bunama ve bu durumun komplikasyonları ile ilişkilendiriliyor.

2005 yılında FDA, antipsikotik ilaç paketlerinin üzerine parkinson hastaları için oluşturduğu tehditten dolayı "siyah kutu" uyarısı koyulmasını istedi.

Archives of Neurology dergisinin Temmuz sayısında yayımlanan yeni çalışmasında araştırmacılar 2002 ile 2008 yılları arasında; bunama görülmeyen 1804 parkinson hastası, bunuma görülen 793 parkinson hastası ve bunama ve psikoz gözlenen 6907 hasta kapsamında antipsikotik ilaç yazımını analiz ettiler.

Araştırmacılar parkinson ve psikoz olan hastaların yaklaşık yarısının antipsikotik ilaç tedavisi aldığı sonucuna vardı. İlaçların kullanımı bunama görülen hastalarda daha fazlaydı.

2005 yılında FDA tarafından yapılan uyarıya rağmen analizin yapıldığı 2002 ile 2008 yılları arasında parkinson hastalarına antipsikotik ilaçların reçete edilmesindeki oranın değişmediği gözlendi. Dr.Daniel Weintraub ve meslektaşları yayınlarında, bazı antipsikotik ilaçların yazılma sayısı azalırken, bazılarının arttığını belirtti. "Reçete alışkanlığının parkinson hastalarınca daha iyi tolere edilebilen ilaçlara kaymasına rağmen bu ilaçlar gerektiği şekilde güvenli veya daha etkin değiller."

Araştırmacılar parkinson hastalarında hem genel ve spesifik antipsikotik ilaç kullanımına katkıda bulunacak faktörlerin daha iyi öğrenilmesi için hem de hastalık esnasında bu ilaçların kullanımının, ölüm ve hastalığın seyri gibi, etkilerinin incelenmesi için daha ileri araştırmaların yapılması çağrısında bulundular.


Pazartesi, Temmuz 11

İlaç Sektörü Pazarlama Bütçesini Çin'e Taşıyor


İlaç üreticilerinin satışlarını ve pazarlama masraflarını tekrar değerlendirdikleri süreç sonucunda dolarlar başta Asya olmak üzere Çin ve Latin Amerika'ya doğru uçuyor. Örneğin toplantılar ve diğer organizasyonlara yapılan harcama yüzde 5 civarı artarak 13 milyar dolara yükseldi. Cegedim Strategic Data'ya göre Bu Dünya genelinde pazarlamaya ayrılan harcamanın %14'ü anlamına geliyor.

Toplantı ve organizasyonlar, harcamanın %19'una sahip olan Çin'de en yüksek düzeyde, onu %18 ile Latin Amerika takip ediyor. Japonya ise %14 düzeyinde. Amerika'daki harcama %17'ye gerilemişken, Avrupa ise %7'lik çöküşüyle yüzleşiyor. Bu trend özellikle bu bölgelerdeki endüstri yoğunluğu göz önüne alındığında bir hayli şaşırtıcı.


Satış takımları ve diğer pazarlama kanallarına yapılan masraflar global anlamda geçen seneye nazaran sadece %1.5 artışla 91 milyar dolara yükseldi. Çin, Japonya ve Latin Amerika'daki büyüme; satışlardaki azalma ve Amerika-Avrupa'daki büyük pazarlardaki reklam çalışmaları sonucu dengelenmiş durumda. Realitede, Avrupa ve Amerika'daki 10 büyük ilaç üreticisinden 9'u satış kanallarını zayıflattılar ve büyük pazarlar içerisinde  büyük bir istisna olan artan harcamasıyla Japonya'ydı.

"Gelişmekte olan pazarlarda endüstri, toplantı ve organizasyonları maksimum sayıdaki sağlık personeli ile yüksek kalitede etkileşim kurmak açısından hemen benimsedi. Bu durum şirketlerin hızlı büyümesi ve çalışanlarını eğitme beklentileriyle başa çıkabilmesi açısından birebir reprezant detaylandırmasının önemini arttırıyor." (Christopher Wooden, CSD Global Reklam Başkan Vekili)




Cuma, Temmuz 8

Sigara Bırakma İlacı Champix Kalp İçin Düşünüldüğünden Daha Riskli Olabilir


John Hopkins Üniversitesi'nde gerçekleştirilen bir araştırma popüler sigara bırakma ilacı Champix'in sağlıklı orta yaş bireylerde kalp krizi veya diğer ciddi kalp problemleri riskini bariz şekilde arttırdığını gösteriyor.

"İnsanlar kalp krizi riskinden dolayı sigarayı bırakmak istiyor fakat bu durumda kaçındıkları riskleri arttıran bir ilaç almış bulunuyorlar." (Dr.Sonal Sigh, araştırmanın baş yazarı) Sağlıklı orta yaş sigara içen bireylerde riski yüzde 72 arttırdığını belirten çalışma Canadian Medical Association Journal'da pazartesi günü (4 Temmuz 2011) yayınlandı.

14 klinik çalışmayı inceleyen Sigh, riskin FDA'nın Haziran ortasında ilacı kullananlar üzerinde kardiyovasküler etkilerde hafif artış olduğunu söylediğinden belirgin şekilde fazla olduğunu belirtiyor. FDA'nın bu uyarısında sigara kullanan ve halihazırda kalp rahatsızlığı bulunun 700 insan ile yapılan bir araştırma baz alınmıştı.

FDA yetkilileri kuruluşun tavır değiştirmesinden önce daha fazla analize ihtiyaç duyulduğunu söylediler. Aynı zamanda ilacı üreten Pfizer şirketinden kendi çalışmalarını planlamalarını ve yeni bir değerlendirme yayınlamalarını istediler. Firmadan ayrıca ilacın muhtemel psikiyatrik etkileri üzerine geniş ve randomize bir çalışma başlatmaları istendi. Depresyon ve intihar düşüncesi raporları iki yıl önce kutunun üzerine bir uyarı notu olarak yansımıştı.

Pfizer, şirketin Champix'in önemli bir tedavi seçeneği olduğunu güçlü olarak desteklediğini ve ürüne inandıklarını, Sigh'ın çalışmasındaki verilerle ortaya konan yoruma katılmadıklarını belirtti. "Araştırma birkaç sınırlama içeriyor, en çok dikkat çekeni ise az sayıdaki olaylar üzerine temellendirilmesi. Bu araştırmanın sonuçlarına güvenirliliği hakkında endişelere sebep olacak bir durum."

Pfizer Champix'in satışlarından yılın ilk çeyreğinde, %5 artışla, 199 milyon dolar kâr açıkladı. Artışın sebebi çoğunlukla uluslararası satışlar. Diğr taraftan şirket söylentiler sebebiyle Amerika'da satışların düştüğünü belirtti ve Fransa da yakın zamanda ürünü toplum sigortası kapsamından çıkardı.

İlaç 2006'da piyasa sürüldüğünden beri doktorlar Champix'i Amerika'da 7 milyon, Dünya çapında 13 milyon kez reçete etti. İlacın gözden geçirilme süresi, FDA'nın o zamanki tedavi üzerinde belirgin bir gelişme gösterdiğini söylemesi üzerine kısaltılmıştı.




Copyright (c) 2011, The Baltimore Sun

Salı, Temmuz 5

Paylaşan Mobil Sağlık Uygulamaları

Bir proje, yeni tip sağlık araştırmalarını mümkün kılacak şekilde uygulamalardan veri toplamayı hedefliyor.



UCLA ve UCSF'de geliştirilen Open mHealth projesi cep telefonu sağlık uygulamalarına, projenin merkez veri deposuna çeşitli bilgilerin aktarımı için teknoloji sunuyor. Bu veriler kullanıcıların girdiği bilgiler olduğu gibi GPS ve hızlanma-takip bilgilerini de içerebilmekte. Bir pilot proje, aşırı kilolu yeni annelerin beslenme alışkanlığı, stres, hareket ve egzersiz motifleri üzerine çalışıyor. Kullanıcıların, hangi verilerin alındığı ve kimlerle paylaşıldığı üzerinde kontrol hakları bulunmakta. Hastaneler, sağlık hizmet sunucuları ve yeni başlayan şirketler veri üzerinde değişiklikler yapmak amacıyla modül üzerinden eklenti uygulamalar tasarlayabilirler.

Deborah Estin, bilgisayar bilimleri profesörü ve Open mHealth projesinde araştırmacı, mobil sağlık verilerini paylaşmanın tıp araştırmalarındaki ilerlemeye faydası olacağını söylüyor. "İnsanlar altyapı bileşenlerini paylaşmaya başladıklarında, tekeri döndürmek için yapılan bireysel çabalardan daha hızlı bir inovasyon gerçekleşecektir."

Reçete edilen antidepresanları kullanan hastaların cep telefonu uygulaması ile davet edildiği bir çalışmayı örnek veriyor.Yan etkiler, depresyon ve aktivite bilgileri takip edilerek, hazırlanan veriler araştırmaya iletilmeden önce gözden geçirilmesi için bir doktora gönderiliyor. Sadece Amerika'da antidepresan reçete edilen 250 hastadan biri bile bu şekilde programa dahil edilirse, çalışma 100.000'den fazla örnek içermiş olacak.

Open mHealth projesi halihazırda 5 programı ve bağlantılı pilot araştırmaları başlatmış durumda. Aşırı kilolu yeni anneler için yapılan çalışmada akıllı telefonlarından kullanıcıların kendi girdikleri beslenme alışkanlıkları ve stres gibi bilgilerin yanında GPS ve hızlanma verileri de toplanıyor. "Aslında bu uygulamayı bazı bayanlardan duyduklarımızdan sonra yeniden tasarladık. Bir stres tuşu yerleştirdik ve katılımcı kendini stresli hissettiği zaman tuşa basıyor ve sisteme zamanını ve bulunduğu yeri belirtiyor."

Kullanıcılarının gizliliğini korumak için Open mHealth projesinde bilgilerin toplandığı ve değerlendirildiği kişisel veri mahzeni adlı bir özellik geliştirildi. Kullanıcı veri mahzeninden bilgileri silebiliyor veya filtreler oluşturabiliyor. Bu şekilde telefon günün belirli saatlerinde davranışları görüntülemeyebiliyor.

Projede çalışan diğer bir araştırmacı Dr.Michael Swiernik, sağlık hizmeti kuruluşlarının Open mHealth altyapısını kullanabileceğini ve üzerine fonksiyonlar ekleyerek verileri analiz ederek klinisyen gibi üçüncü şahıslara gönderebileceğini söylüyor. "En son olarak da böyle bir veri, kullanıcının elektronik tıp kayıtlarına entegre edilebilir."

Bazı uzmanlara göre, proje Amerika dışında kendini kolayca kanıtlayabilir. "Open mHealth'in başarısı yatan hastalarının kaydının tutulduğu elektronik cihazlar ve elektronik tıbbi kayıtlar gibi gibi diğer donanım ve yazılımlarla entegre olabilmesine dayanıyor." (Leo Anthony Celi, doktor, aynı zamanda gelişen ülkeler için açık kaynaklı cep telefonu tıbbi protokolleri oluşturan MIT'te araştırmacı) "Amerika'da bu donanım ve yazılımların büyük çoğunluğu tescilli konumda."


Pazar, Temmuz 3

FDA Kanser Hastalarında Ağrı ile Başa Çıkma Yönetimi için Lazanda'yı - İlk Fentanil Burun Spreyi - Onayladı


FDA, Lazanda'yı inatçı kanser ağrıları için opioid tedavisini tolere edebilen ve halen bu tedaviyi almakta olan 18 yaş ve üstündeki kanser hastaları için onayladı. Lazanda, Archimedes Pharma için ilk FDA ürün onayı olma özelliğinde ve halihazırda Avrupa'da PecFent (fentanil pektin burun spreyi) adıyla 5 ülkede pazarlanıyor.

"Lazanda dayanılmaz şiddette ağrılar çeken kanser hastaları için yeni bir seçenek. Bizim patentli sistemimiz olan PecSys®  ilaç dağıtım sistemi ilacı hızlı fakat kontrollü bir şekilde dağıtmak için tasarlanmıştır ve hastalara ağrılarıyla başa çıkma konusunda etkili bir alternatif sağlamaktadır." (Archimedes Pharma CEO'su Jeffrey H. Buchalter)

Kanserde "breakthrough" tipi ağrı (BTPc),  beklenmedik şekilde gelen, insanı güçten düşüren ve süregelen ağrılar için uygun opioid tedavisi uygulanmasına rağmen oluşan, yoğun ve ani bir ağrı tipidir. Arkaplandaki ağrılardan farklı bir profili vardır. Genellikle yoğun olup hızlı bir başlangıç gösterir, maksimum yoğunluğa beş dakika içinde ulaşır ve her nöbet 30 ile 60 dakika arası sürer. BTPc, ortalama olarak kanser hastalarının yarısını etkiler ve günlük aktiviteleri engelleyecek şekilde gerçekleşir.

Lazanda bu yılın ikinci yarısında tedavi hatalarından kaynaklanan ciddi komplikasyonlar, yüksek doz, bağımlılık, suistimal ve yanlış kullanım riskini en aza indirmek amacıyla Risk Değerlendirme ve Azaltma Stratejileri (REMS) programı kapsamında  ulaşılabilir olacak. Lazanda REMS programı kapsamında eczanelerin, dağıtıcıların ve hastalara reçete eden sağlık profesyonellerinin; uygulama, dağıtım ve reçete edebilmesi için program içinde yer almaları gerekmekte.

Lazanda (Fentanil) Burun Spreyi Hakkında

PecSys® teknolojisini kullanan Lazanda, fentanilin hızlı fakat kontrollü bir şekilde dağıtımını gerçekleştirir ve düzgün sis halindeki spreyi mukus membrana dağıtmak için tasarlanmıştır. Lazanda'nın her spreyi nazal mukoza ile temas ettiğinde bir jel oluşturur; daha sonra aktif içerik mukus membran boyunca ve hızlı bir şekilde absorblanır ve direkt olarak kan dolaşımına geçer.

kaynak: drugs.com







Perşembe, Haziran 30

Roche un Altuzan'ı, FDA Panelinde Göğüs Kanseri Endikasyonu İçin Reddedildi




Roche'un "Blockbuster" kanser ilacı Avastin (Türkiye'de Altuzan adıyla piyasada) Çarşamba günü tedavinin etkili olmaması ve tehlikeli yan etkileri nedeniyle, bir Amerika sağlık danışma paneli tarafından gürültülü bir şekilde reddedildi.

Paneldekiler, Avastin'in göğüs kanseri için onaylanmasını feshetmek için oy birliği ile firmanın geçen Aralık'ta Amerika Besin ve İlaç Kurumu (FDA)'na yaptığı tavsiye başvurusunu reddetti. FDA tavsiyesi, tedavinin takip edilen çalışmalardaki kötü performansını ve ciddi yan etki potansiyelini delil olarak gösterdi.

Şimdi farmasötik dev Roche tarafından satın alınmış olan ilaç üreticisi Genentech'in kıdemli bilim insanlarından Sandra Horning; FDA'nın kanser bölümünün Salı günü eleştirdiği çalışma hakkında Şubat 2008'de olumlu yorumlar yaptığı kayıtları hatırlattı. Ayrıca Genentech yetkilileri E2100'i - FDA'nın hızlandırılmış onayı için temel oluşturan orjinal çalışmayı - savunarak, çoğu kadın için daha iyi bir tedavinin bulunmadığını belirttiler.

AP'nin raporuna göre tavsiye panelinin oyu bağlayıcı değil ve FDA komisyon üyesi Margaret Hamburg son kararı verecek.

FDA'nın Aralık tavsiyesi, göğüs kanseri hastalarının ilaca erişimine veya Avastin'in ilerlemiş kolon, ciğer, böbrek ve beyin kanseri için kullanımının sınırlandırılmasına hemen bir etkisi olmadı.

Doktorlar Avastin'i hastalarına, diğer ilaçlar için uyguladıkları gibi "off-label" olarak reçete edebilecekler. Fakat sigorta şirketlerinin, ilacın yüksek fiyat etiketi nedeniyle bu tip kullanımları kapsamayacağı ön görülüyor. Yayınlanan raporlara göre Avastin'in aylık kullanım maliyeti 15.000 TL civarında.

Avastin 2008 yılında FDA'nın hızlandırılmış onay programı altında kemoterapi ile paralel olarak metastatik göğüs kanserinde kullanımı için onay almıştı. Onay, kanserin nüksetmesi açısından -  hastanın hayatta kalması açısından değil - fayda sağlanan metastatik HER2-negatif göğüs kanseri hastalarının kilinik çalışması üzerine temellendirilmişti ve sonuçların onaylanması için gelecek verilere bağlanmıştı.